ne siz onu sırf anlayıcıya mahkum edip,
onun algısına düşürerek çevirin..
ne de kendi boyutuna ve genişliğine hapsedip
darlıkları ve kıtlıkları ondan uzak ve mahrum bırakarak.
sizler tam ortasını bulun.
ve onu tüm topluma hitap eden sözcüklerle çevirin.
tıpkı O'nun gibi açık ve de net olun!
O'nu örnek alın ..onu çevirirken de
elbette ki ister istemez ..
çok da olsa azıcık da
onun bir takım anlamları yok olacak bununla.
ancak biliniz ki ;
bizi buna mahkum eden Yaradan..
bunda da bir takım hikmetler/planlar kurmuştur mutlaka.
kaldı ki bu
arapça'nın durumu için de geçerli
bu çağların arapçası ile
vahyediliş zamanının arapçası bir mi?
o da ingilizce ,rusça ya da çince gibi kul aşımı bir yaşam sürmüyor muydu?
evler,arabalar,telefonlar
veya da bilgisayarlar gibi çarçabucak değişen..
kolaycılık ve pratiklik adına sözcükler yutup ..cümleler kırıp
yerine..en az uğraşacağı kısır bir dil kurarak;
eşyalarına her gün bir yenisinin katıldığı çağının o gereksiz
gereksinimleri uğruna ..
harcandığı yaşamıyla daha fazla vakit ayırabilmek,
ve de köleliğine kölelikler ekleme süreciyle de.. O yüce Sahibinin sözcüklerinden
ve buyruklarından uzaklaşmak için!
bir baksana sen şu adaletine..
O adaletin Sahibi ..yüce Yaradanın;
nasıl da düşünmüş
her ayrıntıyı en ince detayıyla..
o indirdiği kitabının edebi üstünlüğüyle beraber
anlamsal üstünlüğünü de yaratmış..onun Hakk'lığını kanıtlamak için.
çünkü biliyordu O;
dillerin ve sözcüklerin evrilip durduğunu..
ve biliyordu da bunun yanında insan beyninin ,gelişerek evrileceğini..
peygamberin çağdaşları daha az bilgiye ve bilgilenime sahiptiler de bizden
onlara aktarım/edebi dehasını çokça gösterdi
ancak onun bu sanatını hiç bir zaman
onlar gibi tadamayacak
torunlarının torunlarına da ..bunun yerine
içeriğinin dehasını görecekleri ..gelişimleri yarattı
onlar kolayca gözleriyle
anlayabiliyorlarsa satırlarını
bunlar da gelişen akılları ve keşfedilmiş evren ayetleriyle
bu anlayışa sahip olma imkanına kavuştular.
çünkü o kitabın ayetleri
doğanın ve evrenin ayetleriyle yan yana okunabilir
ve anlanabilirdi ancak..
kendi sözcükleriyle birlikte dışındaki alemin sözcüklerinin de yardımıyla
açığa çıkabilirdi anlamı.
şimdi sizler..
bırakın da o güç yetiremediklerinizi,
çevirebildiklerinizi çevirin kendi dilinize!
onları ise ya olduğu gibi getirip anlamlarını da insanlara anlatarak okuyun
ya da o sözcüğün karşılığı ne ise
hepsini de yazarak ard arda.. öyle çevirin!
evet çevirin..
çevirin ki edinin taşıdığı mesajları
ve uyun sonra da o duyduğunuz öğütlere..O'na itaat edin!
nasıl ki o sözcüklerin ve tümcelerin tek amacı mesajlarını aktarmak
o mesajların da tek amacı ..onu yaşamlara aktarmaktır.
işte gerçek çeviri..işte asıl aktarım budur!
ve o ayetlerin ve surelerin anlattıklarıyla
zihinlerde oluşacak..
yargılamalar ve kararlamalarla duygulanıp,
titreşimler oluşturarak..başta beyin ve yürek olmak üzere
tüm bedeni titretmek..
ve aynı dili kullanarak her şeyinle,
O yüceler yücesi Yaradana sığınmak ve dayanmak.
işte o dur okutan(kur'an)!
işte budur okumak!
alın bir örnek size..
şafak (felak) diye de ünlenen 113. sure :
(Sahibime sığınırım o kınanmış saptırandan)
esirgeyen ve esirgeyici Yaradan adına..
<<de ki: sığınırım o şafağın Sahibine,
yarattıklarının kötülüğünden,
çöktüğünde karanlığı gecenin kötülüğünden,
üflediğinde düğümlere üfleyenin kötülüğünden
ve bastığında kıskançlığı kıskananın kötülüğünden!>>
işte bu sözler durmamalı dilinde ..sayfada durduğu gibi
ruhsuz ve cansız..
ancak her sözcükte titreşimler salan bir beyin
ve yerinden çıkacak gibi bir yürekle okunup
O'na gerçekten de sığınıp dayanmakla mümkün gerçek yararı!
yani hücrelerin okuyacak onu sen değil!
..ki O'na güvenmiş ve korkusuz ..
başına bin musibet de gelip çatsa;
"bizler Allahtanız ve Allaha varacağız "diyeceksin bununla..
ve yaşamaya ve tapınmaya..
ve çevirir yaşamını tapınmaya,
ve tapınmayı da yaşamına,
her parça ve zerresiyle
O'na çevirir yüzünü
ki çünkü o kitabın en yüce vasfıdır çevirenliği..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder