28 Şubat 2025 Cuma

susamıştım da doğrularına

 susamıştım da hani bir zamanlar
              o çeşme senin bu çeşme benim..
ve içerken de o;bin bir çeşit suları
doymuyordu bir türlü gözüm gönlüm
o renklerindeki bulanıklık
ve tadlarındaki acılıklarından da,
yol vermiştim ya hani
bunun üzerine de tümüne birden
ve o ilk kaynağına gitmeye
karar vermiştim ya..
işte o;en hüzünlü gerçeğe de
orada kavuşmuştum mâlesef !
doğru evet çok farklıydı diğerlerinden
evet çeperiyle oymağıyla 
şahane ötesi bir pınardı bu
ama gördüm ki;ona da atılmıştı da 
bir takım gafil ya da zalim eller
çer çöp içinde bulanmış
ve şimdi maalesef o da içilmez bir haldeydi..
ve işte bu yüzden de
              bu membayı paklayıp
doldurulmuş o salaşları ve çamurları çıkartıp
kirden ve mikroplardan arıtmaya koyulmuş
ve serip önüme sayfa sayfa 
indirilen o satırları
başlamıştım birer birer
yıkayıp durulamaya..
o katıştırılıp bulandırılmış netliklerini,
kısıtlanıp daraltılmış genişliklerini,
dürülüp susturulmuş çağrışımlarını
bükülüp saptırılmış anlamlarını,
ve ne idüğü belirsiz rivayetlerle 
koşullara haczedilmiş 
o;aşkınlıklarını
tekrar elde edeyim diye..
evet doğru o korunmuştur
ama illa da o kitabın korunmuşluğu
ayan beyan ortada,
ve herkesce görünen bir halde mi olmalı?
bir kenarda gizlenmiş ve bulunmayı bekler bir şekilde olamaz mı?
evet dileyen gidip ona ulaşabilirse,
 = "korunmuştur" bu yüzdende..
örneğin..
gün oldu ki o topraklara bile gömüldü de
ama yine bakım işte onun sayfaları her yerde!
ve bu aynen onun anlamı için de..
olur da bir gün
bir dipte köşede kalmış anlamı çıkar da yeryüzüne
ve aydınlatır tekrar ışığıyla insanları.
ben şimdi o ayetlerin bu kadarına erişebiliyorsam en fazla,
ve yazıldığı kavim gibi anlayamayacak olsam bile
bu anladığım da yine
O'nun kitabıydı hiç kuşkusuz!
çünkü onu koruyan yüce Kudret..
ulaştırmıştır bana harfleri gibi anlamlarını da
ve kimbilir kapasiteme bunu uygun görmüştür belki de
"sen ,demiştir ,daha tecrübeli
ve bilgilenmiş bir mirası ..devraldın da atalarından
onu çözüp anlaman şimdi daha kolaydır onlardan"
ve belki de O hikmet Sahibi.. bununla
adaleti sağlıyordu bir yandan.
seçenekler ve yollar çoğalmıştı ama
seçicilik ve yolculuk da gelişmişti bunu yanında

19 Şubat 2025 Çarşamba

sapkın bayraklar!

 üzüntü içinde söylemeliyim ki;
maalesef şu an hilalin temsil ettiğiyle
haçın temsil ettiği arasında bir fark kalmamış
sapmışlığın ve düzmeceliğin 
simgesi olmuş her biri de
 ve birdirler mâlesef hak karşısında
alın siz elinize bir coğrafya kitabı…açın sonra da 
o; her ülkenin ..bayrağı olan son sayfasını
 ve şöyle bir göz gezdirin sonra da
                             baştan aşşağı
ve açıp sonra da kulaklarınızı
 şu gerçeği duyun ki: 
             bâtıldır evet…..bâtıl! yoktur içlerinde hak olanı!
hiçbir şeyi de anlatamazlar
      o haddi aşmış ve yasadışılıklarından başka da!
ve kutsanacak hiç bir değerleri de yoktur işte bu yüzden 
tıpkı şu yaşadığımız sonlu sayıların da
  o bitmek tükenmek bilmeyen 
sonsuzluğun yanında ki değersizlikleri gibi ,
hak ve doğruluk adına hiç bir anlam taşımazlar!
çünkü tümü de
O Kendisine teslim olup uymaları gereken 
tek Makama rest çekmiş
 kıtlıklarının …ve azgınlıklarının izlerine kapılmışlardır!…
kendilerine O’nun yanında …ortaklıklar kurmuşlar..
hatta ve hatta en sonunda …onu
kurdukları düzenlerinin kurumlarından….biri kılmışlardır!
onlar da kendilerinden öncekiler gibi…
yıkılıp geçilmesi gereken
  putlardan başka….söyleyin ne olabilirler ki?
 en başta yüreklerinizde ki yerlerinden
bir an önce yıkılıp atılması gerekmezler mi?
siz bırakın vatanı …milleti… toprağı..suyu
yeminler olsun ki O’nun yolunda,
anadan babadan…eşten çocuktan bile vazgeçmedikçe varamazsınız gerçek inanca !
siz kaç sonsuz seçenek içinden seçildiğinizi bilir misiniz?.
şu bırakın tatmasını yaşamasını,
akıllarınızdan bile geçmeyecek
             muhteşem oturuma katılmayı
                            söyleyin hanginiz umabilirdiniz?
neden şimdi nankörlük edip …O’na sırt çevirirsiniz?
eğer o bir doğru getirmiş ve o getirdiği doğru da
O’nun doğruluklarıyla… kanıtlanmış bir doğruysa
bu  aynı zaman da O’nun da bir doğrusu …sayılmalı değil miydi?
elçisinin buyruğu..O’nun buyruğu değil miydi?
size O’nun adına ulaşan  ..ne kadar doğru ve gerçek varsa
bu aynı zamanda O’nun bir doğrusu
 ve taşıyanı da kim olsa da O’nun bir elçisi değil miydi?
o halde neden size ulaşan doğruları…..yok sayıyorsunuz?
hangi yargınızla bu karara ulaştınız?
tamam haçtansa hilaldir diyelim senin için tercihe şayan olan
iyi ama hiç bu onları meşrulaştırmanızı
ve simgelerini taşımanızı doğrular mı?
neden düşünmüyorsunuz!
 neden hakkında yeterli bilginiz bulunmayan
  şeylere kapılıyorsunuz?
‘bu seni en iyi anlatan …sembol’…diye mi?……
 yoksa… ‘o en sevdiğin ..şey ‘…diye mi ?
ne oldu bu bayrakları …simgeleri size meşrulaştıran ne?
neden onca bayrak dururken
iyinin kötüsüdür diye bunu seçtiğini söyler misin?
bu kötülerin en iyisi’ne…neye dayanarak ulaştınız?
yoksa birilerini çekebilme niyeti mi?
hayır..!
hayır bilmiyorsunuz!….çünkü düşünmüyorsunuz!
oysa bizler sınırlıyız
ve boyumuzu aşan her türlü amelden …Sahibimize sığınmalıyız
o bayrakların altında tezgahlanmış sistemlerden
Rabbilir kaç canı yanmış kimsenin hakkına giriyorsunuz!
bunun vebalini nasıl taşıyabilirsiniz!
bakın vazgeçmek hele de bu O’nun yolunda ise
çok büyük bir onurdur
ve geç kalınmış da sayılmaz gelin dönelim…yol yakınken
hapsedemeyiz bu kutlu çağrıyı 
içi batılla doldurulmuş bir takım sembollere
o sonsuz rızanın yolunda..kısırlıklara düşülür mü ?
neden düşünmüyorsunuz?
işte benim yargım,inancım (dinim) bunlar ,bunlar….
Yaradanımdan başka bir yargıç da tanımam!
Sâhibim beni ve sizleri o doğruyu en çıkarsız ve de
 en menfaatsiz kalplerle…soruşturanlardan kılsın ..
yüce Otoritem Kendisine yönelen
 tüm hizmetkàrlarını gözetsin..
ve O’na teslimkàr olmuş…benliklerden eylesin.
O’na dayanın O’na yönelin
O’nunla kalın ki hep sizler 
sonsuza değin bahtiyar
                              ve de her zaman şenkalın…

umursanmaz mesajlar

 elbette ki yücesi Tanrı
indirir de ayetlerini 
insanlara her gün,her saat,
                             her dakika
onlarsa bunları okumaktan acizdirler ama!
ne mesajlarına erişirler ne hikmetlerine
tıpkı indirilmiş o satırlara
yaklaşım halleri gibi yüzeysel
ve şuursuzca yaşıyorlar
yaşadıkları her anı!
oluş nedeni kurmadan
tadış amacını gütmeden
veremeden hakkıyla eylemine bir anlam
tüketir dururlar işte böylece
ekmek elden su gölden!

her şeyi Yaratan adına

O yüce Tanrı 'adına '
           bir işe koyulmak
neden sizlere ağır geliyor?
oysa bizler yalnız 
ve yalnızca 
O'nun adına var olup
O'nun adına tatmıyor muyuz herşeyi? 
siz bu yaşamınızı ,duygularınızı
ve eylemlerinizi
yüce Yaradana sunmuyor musunuz her saniye?
O sizi ta sizinle görüp
sizinle yaşıyor
ve siz O'na ne kadar 
istediği güzellikleri ve kullukları yaşatırsanız
O'da size bunun mislince 
güzellik ve rahmetler yaşatacak
çünkü O'ydu aslında 
herşeyi dileyen  ve dileten
O'ydu herşeyi
 yaşayan ve yaşatan..
bizlerse en fazla 
o insiyatifimize bahşedilmiş 
rolümüze özveri katıp
figüranlıktan kurtulup
aktörlüğe hatta baş aktörlüğe soyunabiliriz ancak..

kutlu elçiyi portrelemek

 kitabın korunması için
hak olan okunumlarının da
o saptırılmış okunumları gibi
insanlara taşınması gerekiyordu..
çünkü O, kitabında bizlere 
elçiye de uymamız gerektiğini söylemekte..
peki bu elçiyi görememiş 
ve ona ancak duyumlarla 
ve nakillerle ulaşabilenler için nasıl olacak,
elçi adına uydurulmuş  söylentilerin yanında
o vahyin satırlarında elenmiş
ve onun ruhuna özdeş söylentiler olmasa ?
işte bu yüzden sizler..
önce o kitabın satırlarında yaşayan elçi
ve elçilerin ruhunu içselleştirin de
sonra da çizeceğiniz portrenin hatlarını koruyarak
detay bölümlerini ve rötuşlarını 
o gerçek anlatılarla tamamlayın tamamlayacaksanız..
çünkü biri binanın kirişleri kolonları iken
diğeri boyası ve sıvasıdır onun

onun diliyle dillenmek

 şekillenmesi gerekiyordu hayatımıza 
o yüce anlamların
               mutlak bir şekilde
dönmeliydiler,dönüşmeliydiler yaşamlarımıza
ancak bunun hakkıyla olabilmesinin tek yoluysa;
dilinin o düşünürken kullandığın
dilden olmasıdır
çünkü onun vereceği mesajın
en kolay ve net biçimde
çağrışımlanması gerekiyordu aklına
ve oradan da ruhuna,eylemlerine ve yaşamına
bunu gerçekleştirebilmek içinse
eğer bir acemsen (arap değilsen)
ya o indirilmiş öğütlerin indirilidiği dili seçerek
ve de onu caddelerinde de
 sürekli dillendirerek 
onun sözcükleri ve kök yapılarıyla
cümleler ,satırlar kurup yazmalı ve onu anadilin haline getirmelisin
ya da onu en elde edilebilir hakkıyla çevirip
yaşamına ve ruhuna aktarmalısın
çünkü o çeviriden daha doğru olanı bulunup görülene kadar
o dur ancak senin için Tanrının kitabı..
ki zaten şu anki durumunda bundan pek farklı değil
evet o kitap aslıyla ve orjinali ile
tek ve birdir..değişmez
ama onun anlanımı 
ve yaşam satırlarına dökülümü çeşit çeşit
kimisi hakkın sınırları içinde 
ancak bir çoğu saptırılmış yorumlarla kuran ehli'liliğinden uzaklaşıp çıkmış
hatta kimisi tahrif edilmiş olan incile 
kimisi de tevrata dönüştürülmeye çalışılmış 
elbetteki bunu ancak anlamları ve o müteşabih kelimeleri
farklı anlamlar yükleyerek yapabilirlerdi
zira onun tek bir harfine ve noktasına el sürecek gücü
bulamazlar asla
çünkü o korunmuştur ..O sözünde duranların en Üstününce
ve bu korunuşun bir sebebi sünneti olarak
onun gerçek okunumunun ve anlamlarının da korunması gerekirdi
çünkü bu anlamalardı zaten asıl olan
ve o ancak ve ancak onun için korunmuştur..
öyle ise onun doğruya en yakın olanına ermek için 
aramamız ve sorgulamamız gerekiyor
üstelik böyle bir bilişim çağında mazeret bulmak ne kadar güç
dünyanın her bir köşesinde artık
her köşesi okunabilir
                       ve erişilir hale gelmedi mi?
o kutsal kitabın yazıldığı veriler her yerde değil mi?
neden onu anlayabileceğin en kolay biçimde edinip ona tabi olmuyorsunuz?
yoksa siz o kitabı bir kul yazması mı sanıyorsunuz?
buna dair bir deliliniz var mı peki?
içinde en ufak bir düzensizlik ve yanlışlık buldunuz mu?
şu ormanlar ve kırlar kadar özgün
                                     ve kusursuz değil mi?
en ufak bir pürüz var mı o koskoca ormanların, tabiatın 
ve dünyanın dengesini bozacak?
işte gerçek düzen ve oluşum da budur!
en kendince ve özgünce kulluğa dönüşmek ,
yoksa cetvel gibi çizilerek dizilmek değildir!
işte o kitabın en büyük özelliğidir bu
şu tabiat gibi kanunları kanun
şekilleri ve temaları ise farklı ve özgün
tıpkı çiçeklerle dolu kırlar gibi doğaçlanmışlardır kutsal bir emre
çünkü O'nun yarattığı tüm ayetlerin de yegâne amacı hakkı ve gerçeği sunup
doğruluğa sevk etmeye vesilelik etmek değil
aynı zamanda 
o şeytanlıklar eliyle de 
sapkınlığı ve batılı da sunup yanlışlara ve sapmışlığa da yol vermektir
şu evrenin kanıtları ve delilleri
nasıl ki;Yaradanı açıklayan ayetlikleri yanında
yaratımı inkar için de kullanılıp bir vesileye dönüştürülüyorsa 
işte o kitabın içindeki ayetler de böyle
sapkınlığa da hidayete de yol açar bir göreceliğe 
ve genişliğe sahip özgünlük boyutundaydı
çünkü O Rahmanın sözü haktı ve sözünden de caymayandı!
öyle ise her yarattığı ayetinde de
sınavsallığa uyumlu bir formatta olmalıydı
kiminde işte bu çok daha yoğundur kiminin muhkemliği yoğun olsa da..
öyle ise o kitabı okurken de yazarken de hayata
 O'nun istediği metod  ve yollarla yapabiliriz ancak
bunun metodların en önemli olanıysa;
tıpkı O'nun çevirişi gibi arapların lisanına
sen de o çevrilmişleri çevirmelisin O'nun bu sünnetine uyarak
onu hayatlandırırken 
onun değil senin gidip onun diline çevrilmendir aslında en efdal olanı
ancak buna imkan ve durumun elverişli ise...
yoksa kendilerine aktarmakla 
ve iletmekle de emrolunduğun toplumun dili
o kitabın yazıldığı dilden farklı ise
ve sen de o batıl düzenlerinde yaşayıp çarklarına dişlenmiş 
zulüm diyarında ikametli biri isen
bunun meşruluğunu
 ve icazetini en iyi bilen O'dur ancak!
ne var ki indirdiği doğruların mantığıyla ele alıp tartmaya kalktığımızda
bu biraz ters gelmekte..
çünkü O Tanrının arapça öğrenmemizi emreden
her hangi bir mesajı yokken biz acemlere
ve tersine sürekli onu düşünmeye 
ve anlamaya daveti varken ortada
işte bu vargımızın
akli ve vicdani olduğuna koskoca bir delildir!

vahyin ayrıştıran(furkan)lığı

bakın örneğin;
o;okutan(kur'an)ın ışığında bir yargı yöntemi sizlere:
diyelim ki;üç aylar ve onun başlangıç kandili
ve bunu kutlayanlara denk geldiniz
ve sonra da "yoksa bu ..
                gerçekten de yüceler yüce Yaradanın 
 bizlere buyurduğu...bir gerçek mi?"...
diyen bir sorguya muhatap oldunuz diyelim
ne yapıyoruz ilk önce?
 bir arama motorunda listelenen,
 o birbirinden farklı fikir ve hükümleri öğrenip 
sonra da bunun ardından 
o kutsal telkinlerin yeraldığı 
bir siteye girerek 
  vahyin sayfalarında sözcük,cümle taratarak 
hangi görüşün o; korunmuş gerçeklerden beslenip
                               ortaya çıktığını anlamaya
ve böylece de Tanrının hükmüne
kavuşmuş oluyoruz..
ki; o hitabe bizler için gerçekten de 
                           bir ayrıştıran (furk'an) olabilsin ..
 

13 Şubat 2025 Perşembe

ben artık bir teslimkârım!

kim var kim yok sülaleme ..
anlatacağım artık… o dinlerinden olmadığımı…
ve bırakarak da.. kendilerini
            o parça pınçık halleriyle ….
   bana eriştirilmiş bir ……doğruluğa da uymam konusunda
       Sahibimden…bir takım…..
                                             buyruklara ulaştığımı…
ve sonra da diyeceğim :
…madem benim doğumum
                 ..yaşamım ve de.. ölümüm
  yaşamların tek Sahibi ….Yaradanım içindir
ve madem ki de…yoktur ..O’nun….benim için
                                                              hiç bir ortağı ..
şu halde.. O’na teslim olup….
              o teslimkàr kullarına….katılmakla yükümlüydüm..
yoktu çünkü bundan başka da hiç bir seçeneğim..
ki varımımla beraber….bu kuşkusuz..buyruğa
onu sırtıma yüklenmiş
ve ben artık bununla da ..onun bir mükellefi olmuştum!
ben zaten bütün benliğimle.. ancak O’nun mükellefiydim…
ki hayatımı verendi ..asıl…vergisini de hak eden..
ne şu beşeri düzenler..
                ne de o zan üzere  dinler ya da mezhepler!
  hayır asla…tanımıyorum
                                tanıyamam da hiç bir zaman!
zerresini dahi yasal görüp…..meşrulaşluklar atfedemem!
ben çünkü yasalarımı ve meş’uriyetimi ancak
  o bana Sahibimin ilettiği
                             korunmuşlardan alanım..
 O’ndan başka da kendime..hiç bir mutlak iktidar
                                                             ya da şeriat makamı…edinemem!
ki tüm o uydurulmuş olan
                       mercileri/ilahları da  reddedip
  o  ‘la’ denilen… inkarımı da gerçekleştirmeden
                     ‘illa Allah’ ….diyerek  O makama..
                                                                   asla teslimiyetimi sunamam..
 bense  O’na …bir an önce
                                    teslimkar olmalıydım!
yoktu çünkü hiç bir mazeretim!
duydum.. işittim..ve ben artık
                        ..tasdik ettim bu gerçeği..
onu  inkar ederek …nasıl yok sayabilirdim?
nasıl yalanlayabilirdim onu.. nasıl?
neyime güvenerek onu ..bir kenara bırakırdım?
kime bel bağlayarak kime!
   O Gücüne hiç bir şekilde  ….
                                  karşı gelinemez önünde…?
              deyin bana hanginiz…
evet  hanginizin o gün ..O’nun karşısında
                                   bana  bir yardımı dokunabilir?
hayır
 yalanlayamam !
  örtüp  saklayamam da..hiç bir vakit!
ta ki….bana o bildirilmiş
                ..mazeretler dışında da
bunu yapmaya  ebediyyen ….bulunmuyordu. ..hiç bir hakkım!
evet ..yalnızca O’na adanıp…
                            bir teslimkàr olmalıydım..
ve bunu nasıl ki yaşamım da..
               sahnelemeye mecbursam
   bununla adlanmaya da…işte .. mecburdum bu yüzden
ki ..O Yöneticim bana.
                buyurduğu..bir buyruğunda da..
    ” O Yaradanın davası için….
                                üstün çabalar verin…
ki sizleri seçerek .. ……o yasama ve yürütme/din konusunda da
              üzeriniz bir zorluk, vermeyen  ..yine ancak O’dur
O’dur size….atanız İbrahim’in …..
                                         yargısını…yolunu/dinini seçen…
ve o elçinin ….önünüzde
         sizin de tüm insanlık önünde …. tanıklar olabilmeniz için  …
hem de o geçmiş çağlarda  ……
            ve hem de bu..yüce  okunuş(kuran) da
                sizleri teslimkàrlar olarak…
                                                   adlandıran da… O’dur.
 öyleyse kıldığınız …erişimler (namazlar) de devamlı
                         arınmak için de her zaman…
                                                                harcayanlardan olun..
ve sımsıkı bir şekilde ..Yardana bağlanın                                 
ki sizin  Sahibiniz…ve asıl efendiniz de O’dur..
               O ne yüce bir Efendi…
                                              O ne üstün bir Dosttur!”(22/78)

şu halde bu ‘mùslùman’  sözcüğü
                                    nereden peydahlandı deyin?  
kim uydurup çıkarmış….bilen varsa söylesin?..
çıksın da soralım ona
                     bunu nerden duyduğunu 
soralım neymiş  …onu
  böylesi yığınlara…….takılayabildiren hikmeti?
oysa  ‘mùslùm’ ün karşılığı …
ya bir  ‘teslimkàr’ dır.. ya da
                                onun benzeri ..bir tanım..
    mùslùman falan değil!
‘mùslùm’ ün önüne ‘han’ koyarak….hiç bir isim kurulmaz!
‘mùslùman’ denen isim
                                batıl..ve de uydurmadır!                                                 
  ‘mùslùm’ diye bir deyim
                asla  gezmedi..bu kentlerde
..bu konuştuğumuz dilin
                  …konuşulduğu ..diyarların
    herhangi bir sokağında..
karşına çıkacak  ..ilk kişiye
            ” teslim ol !”…demek yerine….
                                       ” mùslùm ol !”..demeye kalksan
elinde bir silah da olsa….
                yine sana vereceği tek yanıt :
                         ” aga inan ..gürsesim yok…ah bi olsa” olacaktır.. başkası değil..
neden o halde  O’na  teslim olmak yerine..
                                                              mùslùm olalım ?
mùslùm olmak ne demek ki?
eğer ‘ baş eğip ..kabul etmekse….şu halde ‘teslim olmak’ ne?
yok eğer ikisi de aynı ise
neden bir Allahın memuru da
                ‘mùslùmanım’ yerine ..teslimkàrım demiyor?
neden bunca insan..bunu seçmiş kullanıyor?
arapçanın kutsallığı ..desen…derim:  her ikisi de aynı kök
kitapta geçiyor…desen…
                  derim: mùslùm den başkası geçmez ..
                                                        ‘man’ ı nerden uydurdun?.
desen ki:  mùslùm-han..dan gelme”
            derim: neden .. biri türk  ..diğeri arap takısı?
yoksa sırf sentez olsun hesabımı?
peki kim verdi bu olağandışı kararın…yetkisini?
 hiç yabancı bir kavrama…yerli takı gelir mi?
hiç bu O’nun.. yasalarına sığar mı?
O ki …’mùslùm(teslimkàr) gibi..en uygun
ve tanımlayıcı ..bir sözcüğü seçip..kullanmışken
neden metoduna karşı gelip
          anlamsız ve de gerekçesiz…unvanlar uyduralım ?.
bu O’nunla inatlaşmak değil mi??
O bizlere sadece….teslimkàrlar demedi mi?
 O’nun mùslùm diye söz ettiği
                               arap kulaklarımız değil miydi?
yerine bu türkçeliğimiz olsaydı…
                 yine mùslùm der miydi?
düşünmez misiniz?
    düşünsenize ..
             O ki..sünnetinden…
hiç bir zaman ..dönmeyen
    ve ..her ne zaman da bir topluma ..
                         bildirimde  bulunsa
bunu ..onların anladığı …
                     en yalın ve açık bir dilde
o güncel yaşamlarında akıllarında ..yüreklerinde …..
    her an gezinip duran
                              sözcüklerle yaparken
vazgeçip bu sünnetinden…….yabancı bir dil mi kullanacak?
hiç buna aklınız ..yatıyor mu?
 neden bu sefer taleplerinin ..ve maksatlarının tarifini
       yaşamımızda ..rol oynayan…sözcüklerle yapmak yerine
                           yaşamımızdan soyutlanmış kelimelerle yapsın?
kaldı ki O bir belgesinde de:
  “Biz her topluma…gerçeği anlatmak üzere..
                  o anladıkları dilden ..elçiler seçtik”..demektedir
peki neden şimdi bize farklı desin?
 ..direnin yerine…neden sabredin.. desin ?
neden teşekkür yerine…şükretmek ?
bahçe yerine cennet….elçi yerine resul..
ve neden teslimkàr yerine..
                                    mùslùman desin?
bakın şu türkçelerin yanında
                          ne kadar da soyut durmaktalar..
alınıp sanki toprağımızdan ..’’semavilik” ler katılıp
                                                    ”göklerimiz”in de..üzerine çıkarılmış!
yoksa yine…birileri
bununla…
O’nun bir  hikmetini daha…baltalamak mı istemiş?
baksana hiç de öyle.. masumane durmuyorlar!
ki işte..sırf onun lafzı da değil
     batıllıkla dolmuş maalesef onun içeriği de..
ve de asırlar boyu da
o uydurulmuş gidimlere/mezheplere
ve onların kurmuş olduğu…
     devletlere…. saraylara 
                                 takılık..unvanlık yapmış!
 onlarla ünlenip isimlenmiş
    onunla tanıtmışlar. … tüm saltanatlarını!
oysa hak denen gerçek
bir ve O’nun adı da ancak
                           teslimiyettir…başkası değil!
ki düşünürken konuştuğun ….dil hangisiyse
 odur işte Sahibinle de
                         tek söyleşebileceğin..
O’nu anıp…överek…..erişimler… kurabileceğin..
bunu sen de deneyip…görebilirsin..
örneğin:
    bir gün besmele yerine…Sahibim ya da Yaradanım adına de gün boyu…
akşam olunca …dön aynana
      sor kendine hissettiklerini ..
 hayır
bilesiniz ki O..bu sünnetini…
                     iş olsun diye de yapmadı!.
nice hikmetleri ve nedenleri vardı..bunun kuşkusuz..
ama benim tek bildiğim
türünü türüme çevirmeden…
                                    hiç bir dosyayı kuramayacağım..
ve anladığım tek türün de ..bu türkçe olduğudur..
bu yüzden de mecburdum
                              O’na bu dille yönelmeye..
  ..evet ….art niyetliler….
 ama onlar yalnızca ..
                          bunu alet etmediler..
  o zulümlerine daha nice doğruluları da kullandılar..
bunun ne hücceti olabilir ki?
onlar  …Yaratıcı da ..diyor ….sen demekten cayacak mısın?
onlar da elçilere inandığını söylüyor….sen inkar mı edeceksin?
hayır!
andolsun ki ne bir doğru
     ne de bir yanlış vardır….ileticisinin
                                                   haliyle…hal değiştiren!
doğru yine doğrudur…yanlış yine yanlış..
         kim getirirse getirsin ..bu asla değişmez!
darvin dört demiş diye..iki kere iki beş mi etsin?
neden o bir.. guruba karşı..
         gütmüş olduğunuz nefret…
            sizi böyle adaletsiz ..bakışlara sürüklesin?
her doğrunun da.. patent hakkı…..O tek Sahibin ..değil mi?
haydi gelin o halde..
      uyun ..bu değişmez ….
                                ve hiç değişmeyecek gerçeğe..
gelin o korunmuş demeçlerin….bu kuşkusuz doğrusuna
terk edin tüm beşer ürünü ….
                           dinleri  ve sistemleri
O’nun size bildirdiği…..o tek doğru yönetime/dine gelin!
O’nun akorduyla ..çalın hep ..artık.. ne çalacaksanız..
O’nun ritimlerine uysun..
                      o vuracağınız.. her vuruş..               
ve bırakın..kesin artık..
 şu;…” ben bir şafi..
               ya da..”hanefi…
                                ya da ‘caferi’ demeleri de                                     
size Sahibinizin ..bildirmiş olduğu
                             o tek gerçek ..isme gelin..
“yolum teslimiyet ve ben
                            ancak bir teslimkàrım” ..deyin..
Sahibimden başka da ….hiç bir mutlak yöneticim/rabbim de yok” ..deyin.
ve de  denk tutup O’nun..İlahlığına
                                     hiç bir kula da baş eğmem” deyin
yasalarımı ve ölçülerimi de
                       ancak  …O çizer ..belirler..
   ve “ben bana..vaat olunmuş
                                       o korunmuşların dışında da
ne bir buyruğa ne de kurala…
                                   akletmeden.. uyamam” deyin..
kim O’nun hükümlerine rest çekip.. reddederse
bilsin ki onun yolunu da…bir göremem yolumla..
o Sahibimin bildirdiği yüz değneklik cezayı
kim uygulamaz…örtbas/küfür ederse
bu ister taşlayarak öldüren…fatih sultan mehmetler olsun
ister onu yasallayıp işletmeler açtıran
                                     t.c.ler olsun…farketmez
hiç birini de hak görerek ..yolumdan/dinimden göremem!”deyin..
ve de yazın….sonunda da
  en altına…
şu ayeti/ hükmü:
“o dinlerini parça parça edip….
                    fırka fırka ayrılanlar..var ya!
işte senin onlarla hiç bir ilişkin kalmamıştır..
onların hesabı Yaradana aittir
         O kendilerine yaptıklarını bir bir haber verecektir
kim bir iyilikle gelirse ona on misli vardır
kim de bir kötülük işlerse o misliyle hesaplanır
                                                      onlara haksızlık edilmez..
de ki:. “benim Sahibim beni .dosdoğru bir yola ..
    o tertemiz ve dimdik ayakta duran  ibrahimin ..yoluna iletti
ki o ortak koşanlardan da olmadı ..hiç bir zaman..
de ki:”benim desteğim…benim vazifen
       benim yaşamım ve de ..benim ölümüm
yaşamların tek Sahibi olan Yaradanım  içindir
                             ki O’nun yoktur benim için hiç bir ortağı..
ve ben işte ..tüm bunlar
     ve de O’na teslimkàrların….öncülüğüyle görevlendim..”
                                                                         (6/161-163.)

işte budur …. benim yolum
işte budur
            ..tek yargım..
artık.. ne olursunuz …
                                 benden
             bayram…kandil ….
                                     ….beklemeyin!

11 Şubat 2025 Salı

kalem suresi

 nun(n)
ve kaleme ve işlediklerine andolsun!,
 ki; sen bir deli değilsin Sahibinin lütfunca     
ve bir de sana o sunduğumuz; 
hiç bir minnete bulaşmamış 
bir takım gelirlerin de bulunmakta
ve sen çok da ayrıcalıklı bir yaratılış üzeresin
elbet yakında göreceksin 
ve elbet görecek onlar da             
kimin gerçekte aklından bir zoru olduğunu!
ki; kuşkusuz Sahibindir kimin yoldan saptığını
ve kimin de  gerçek doğruluğa eriştiğini en iyi bilen
sen o halde uyma sakın o; seni yalanlayanlara!
ki; onlar senin ödün verip esnek kalmanı isterler ki;
 kendileri de sana karşı böylece kalabilsin
hayır hayır uyma sakın o;and içen alacağa!
alay eden küstaha, laf taşıyan gammaza
 iyiliklere set olana, suça batmış zorbaya
 gözü doymaz barbara 
 ve hepsinden de daha beteri,
  o; bir yararı olmayana
 evet hatta onun ne kadar
malı, çevresi ya da gücü bulunsa da
ki; ona mesajlarımız ne zaman  iletilecek olduysa
o:"bunlar ancak eskilerin öyküsüdür "derdi hep
bilsin ki;sürteceğiz onun burnunu yerlere!
çünkü Biz onları da sınamaktayız gün be gün
 tıpkı o; bağ sahiplerini de vaktiyle sınadığımız gibi
 hani; onlar da bir gün ertesi sabah adına
 sözleşiyorlardı aralarında bahçelerini hasat için
 ve gelmiyordu da akıllarına en ufak bir istisna da
ancak ne var ki gece olup uykuya daldıklarında 
yutuluvermişti bağları Sahibinden bir yutanca!
ve kalmamıştı tek bir ürün o koca bağlarında   
 ama yine de onlar olanlardan habersiz
seslendiler birbirlerine sabah uyanmalarıyla
dediler:"haydi er davransın bugün hasat isteyen "
ve çıkarken de yollarına aralarında fısıldaşıp 
" aman" dediler,yanımıza bir yoksul da gelmese "
ve diyerek yürüdüler büyük bir güven içinde
ta ki; varıp da bağlarını o haliyle görünce:
 "hayır "dediler hayır!"bizler yolumuzu şaşırdık! "
ama sonra yavaş yavaş anlayınca gerçeği
"hayır "dediler biz onu gerçekten de yitirdik! "
ve bunun üzerine içlerinde en aklı selim olan
dedi:"ben O'nu yüceltelim dememiş miydim sizlere?"
"evet " dediler "evet gerçekten de bu doğru
Sahibimiz/ Efendimizdir yücelerin en yücesi..
ve yine O'dur her kusurdan ve noksandan uzak olan…
biz ise ne yazık çok büyük bir haksızlık içerisindeydik"
dediler ve başladılar yine birbirlerini suçlamaya
 ne var ki; dönüp dolaşıp yine günün sonunda:
dediler:"eyvahlar olsun yazıklar ki olsun bizlere
ne kadar da aşmıştık meğer bizler haddimizi!
ama artık Sahibimiz bundan iyisini versin diye
bize yalnızca bunu O'ndan dilemek düşmekte"
evet işte böyledir Bizim verdiğimiz azap
ancak öte dünyadaki bundan çok daha çetin olacak!
ve de elbette bunun yanında o;sakınan kulları da
sonsuz bahçeler bekliyor Sahipleri katında
öyle ya; Biz hiç bir tutar mıyız  teslimkarları suçlularla?
söyleyin ha!söyleyin! bu nasıl bir yargı?
yoksa gidip başvurduğunuz bir kitap mı var elinizde?
hani ya o; içerisinde dilediğinizi bulabildiğiniz?
yoksa ya da her istediğiniz hükmü koymaya dair
 o; diriliş gününe dek sürecek bir söz mü aldınız Bizden?
sor haydi! kimmiş alan içlerinde bu yetkiyi?
yoksa katımızda tuttukları bir takım ortaklar mı var?
çağırsınlar öyle ise kimse gelsin o; ortaklar!
tabi doğru sözlü ve de sözlerinde içtenseler..
hayır! hayır!
gün gelip baldırların açıkta kalacağı
ve baş eğip/kapanmaya çağırılacakları anda da
bunu gerçekleştirmeye inan hiç bir kuvvet bulamazlar
gözleri yerde benliklerini bir aşağılanış saracak!
ki;onlar sapasağlamken de buna hep çağrılmışlardı
sen o halde Bana bırak bu haberimi yalan sayanı!
zira onları da yıkacağız adım adım
hem de akıllarına hiç gelmeyecek bir yerden!
şimdi onlara süre vermiş bekliyor bulunsam da,
Benim kurduğum o;planım sapasağlam durmakta
peki şu halde neden?
 yoksa bir menfaat mi bekliyorsun ki onlardan,
böylesine kaçınmaktalar borç altına girercesine?
ya da bilinmeyen gerçeklik onların mı yanında da;
 yazabilmekteler bunu her dilediklerinde?
hayır! hayır! sen aldırayım deme sakın onlara! 
ve bekle O Sahibinin vereceği kararı
ve de sakın öfkelenip sonra dönüp pişmanlıkla
 Sahibine yakaran o;balık sahibine uyma!
ki; ona eğer Sahibinin ikramı ulaşmasa
 şimdi ıssız bir kıyıya atılmıştı çoktan
ama ne var ki; Sahibi onu önce bağışlamış,
 sonra da o; en seçkin kullarından kılmıştı
ve şimdi bu gerçekleri örtbas edenler de,
bu uyarı ve öğüdümü senden duyduklarında
baksalar da gözleriyle seni devirecekçesine 
ve kalkıp senin için "bu delirmiş "deseler de
bil ki;bu,insanlar için bir öğüt ve uyarıdan
 başka da bir şey değildir..