29 Kasım 2024 Cuma

 arapça (din) sözcünün karşılığı sistem/düzen/hesap gibi sözcüklerdir.
şu ,gerçek anlamından saptırılıp dilimize sokulmuş olan; 'din' sözcüğü ise
 şeytani bir tuzaktan başka bir şey değildir!
 zira 'dini konu' demek bir 'dinsiz konu'yu kabullenişe
 'dini alan' demek de bir 'dinsiz alan'ı kabullenişe yol açmak demektir..
hakeza kazanç sözcüğü yanında sevap sözcüğünün,
yasak sözcüğü yanında haram sözcüğünün,
suç sözcüğü yanında günah sözcüğünün, 
itaat ve hizmet sözcüğünün yanında ibadet, 
otoriter sözcüğünün yanında ilah ,
 ve hatta saptırıcı sözcüğü yanında şeytan sözcüğü gibi tüm
  o; "dini literatür'lerin amacı da 
 O; yüce Kollayanı ve inanç sistemini ,
 ayakları yere basan bir iletişimden uzaklaştırmaya çalışarak 
 onu göklere hapsetmektir  zaten
kalktılar da bu sefer onun dilini(arapçayı) bozmaya çalıştılar ve sonra da paramparça ettiler 
ve o yüce anlamlar taşıyan sözcükler yağmalandı durdu zalim hükümdarlarca
 anlamlardan ve anlattıklarından mahrum kısır bir hale düşürüldü 
o 'ilah'ın  'ibadet'in ve 'islam'ın ve 'din'in verdiği manaların kaçta kaçı duruyordu ki şu an zihinlerde?
sizler şimdi o zamanın insanları gibi anlayabileceğiniz mi sanıyorsunuz o kitabı? 
hayır ne sizler ne de sizler gibi atalarınız da onlar gibi anlayamazdı ve anlayamadı da
bu yüzden de işte o yüceler yücesi Kollayan 
o koruma sözü ile beraber şu an edinilebilir tüm kaynaklar ve bilgiler ışığında 
onu anlayabileceğimiz imkanların ölçüsünde korumuştur
ki; odur işte O kollayanın bizler için koruduğu kitap 
öyleyse bilebileceğinizin bulabileceğinizin en iyisiyle onu edinin kendinize ve ona tabi olun
 ki; O yüce Tanrı kullarını taşıyacağından fazlasıyla sorgulamayacağını söylemekte
 siz onu en kolayınaza geleni ile okuyun,anlayın ve uygulayın
 zira tek amacı da budur o kutlu kılavuzun..

28 Kasım 2024 Perşembe

 evet seviyorduk ey yüce Kollayan 
çok seviyorduk O gönderdiğin birbirinden değerli seçkin elçilerini ve habercilerini 
ancak sırf senin yolunu yaşadıkları ve gösterdikleri için 
_haşa_ eğer Senin yolunda olmasalardı hiçbir damla sevgi duyar mıydık?
 Senin rızasına kavuşmak değil miydi asıl amacımız? 
O halde onlara vereceğimiz sevginin ve değerini ölçüsünü de ancak sen belirleyebilirdin 
hiç delmeye gücümüz yeter miydi Senin sınırlarını?
 tüm kralları ve koşulları ancak Sen belirleyebilirdin
Sen korunmasına söz verdiğin o vahyin ile her cümleni ve sözünü üstün tuttun tüm diğer sözlerden
ancak vermiş olduğun bu söz yalnız ve yalnızca
o iki kapak arasındaki sözlerin içindi
  o rahmetin;kutlu elçinin açıkladıklarını ve yaşadıklarını ise... evet yine yaşattın 
ama yüzlerce iftiranın ve yalan katışmasına olanak tanıyarak
 ve böylelikle bizleri bir sınava tabi tuttun 
bir tarafta korumuş olduğun o kutsal koruluğun
diğer tarafta ise katıştırılmış hurafe dolu bir takım kitaplar
bu ise o mucize kitabına gerçekten de uyan akılları açığa çıkarman içindi
çünkü; yükselen beyinlerle akletmek daha kolaydı
 ve böylece Sen bu kitabın 'hak' okunuşunu da korumuş oldun
                                                              sahte sapkın okunuşları yanında..
 Sen ki; her cezanın karşılığını da belirtmiştin o kutlu öğütünde ey Yaradan!
 ve demiştin ki; "bu korunmuş ayetler şifadır kalplere
rehberdir düşünenlere..
                                               hidayete ulaştıran bir yoldur kullarıma"
 biliyorum ki; o, kutlu elçinin hiçbir sözü senin o,korunmuş sözlerine denk tutulamaz!
 çünkü bunu dileseydin eğer onu da diğerleri gibi tam korumaya alır ve kitabında işlerdin
 belki de görmek(göstermek) istedin bize
bizlerin de tıpkı önceki kitap ehli gibi gerçekte o elçiye mi 
yoksa onların da bizlerinde her şeyin de sahibi olan Sana mı taptığımızı
 ki; korunmamış bir takım kul sözlerini
 Senin korumuş sözlerine denk tutmayı o ; elçiye itaat bahanesiyle gerçekleştirmekteydiler
 ve işte ne yazık ki sonuç değişmemiş ; onun da sözlerini ortak tutmaktalar şimdi Senin sözlerine!
peki bu hristiyanların,yahudilerin yaptığını yapmaktan başka neydi ki ?
bu sevmek değildi ki o elçileri!
 tam tersine onları kullanarak başkaldırmaktı onların yoluna!
 çünkü onların tümünün de tek yolu o; katıksız(hanif) olan ve kıyamete kadar da yaşayacak olan,
 ibrahim'in tek Otoriter(ilah)lık yoluydu
yani yalnız ve yalnızca Tanrıya teslim olup
yücelliğine hiçbir yüceliği ortak etememekti..
 Sen beni teslim almadan beni Sana teslim olmuşlardan eyle ey Sahibim!
kalbimle,ruhumla, aklımla,bedenimle 
benliğimin her parçası ve hücresiyle Senin adına adanmış ve Senin gücünü kuşanmış kutlu bir teslimkâr eyle beni!
Sana sığınırım sana sığınmamaktan!
Sen şüphesiz övülmeye en layık olansın..Seni tenzih ederim ki; Sen tenzih edilmeye ve yüceltilmeye tek layık olansın 
Senin olurunla varolagelmiş varolagelen ne varsa 
Senin dilemenle dilenebiliyor Sana dilenen kim varsa 
ki böylece işte yalvarıyorum sana şimdi: 
acı bana yardım eyle ...uzak tut beni her türlü Sensizlikten
Sana dönerim tüm gaflettiklerimden beni o yolundan hiç ayırma 
                              ve bu yolda ayaklarıma sabır güç ve irade ver 
ki;bir milim bile satmasınlar o ateşe giden menzillere
 uzak eyle her adımımı o lanetin adımlarında
 beni koruyup kolla tek Kollayıcım ve Gözetenim Sensin benim Sen !
Senden başka sığınılacak kim var ki sığınayım?
 beni ne bir şeyh koruyabilir beni ne de bir dünya dolusu silah!
ve Senin iznin olmadıkça da hiçbir şey de yapamazlar
                      bu muhtaç mı muhtaç kuluna!
 

boşuna" demiş , 
"ey saptıran ve dostları boşuna!.. boşuna benimle uğraşmayın 
                     ki; ben O yüceler yücesi Tanrıya teslim olmuş bir benliğim
 nasıl hükmedebilirsiniz ki bana.. benim tek hükmedeceğim o yüce tek Otoriter iken?
hiç bana gücünüz yeter mi,ben ona yaslanıp dayanmışken?
O kudretinde sonsuz ,gücünde her şeye yetkin olan tek Otoritem Tanrının gücüne
gücünüz yeter mi ki ?
hayır!
O'nun koyduğu kuralları değiştirebilecek yoktur!
ve yine O'dur kanunlarıyla rahmetler buyuran..
sırtına tonlarca atomu vermiş bir atom mu daha çetindir yoksa 3-5 hücrenin esaretine kapılmış olan mı ?
O ilminde engin uçsuz bucaksız olan size tartıyı mantığı ve bir de aklı vermedi mi ?
neden şöyle bir soluk alıp akletmiyorsunuz ki?
 yoksa sizler eminsiniz de birer inanan olduğunuzdan,
  o alevli azaptan yana bir güvenceniz mi var?

vahyin müjdecilik değeri


bir yaratık olarak insan zaafiyetler sahibi güçsüz bir mahluktur
kendisine bahşedilmiş irade ve seçim özgürlüğü yüzünden de
dizginlerini ele almakta zorlanıp (kimisinde çok daha beter olarak) hayvani arzu ve iştahlarını öne çıkarır da
nefsine hakim olamaz ve Efendisinin kural ve emirlerini hiçe sayar
 böylece irili ufaklı suçlar işler
ve bunun sonucunda da o;beklediği duruşma gününe dair karamsar tablolar çizip 
kendisini azabı haketmiş bir suçlu ilan ederek handikaplara kapılır
ölümün adını dahi duymaktan ürken mutsuz ve umutsuz bir hale kavuşur
oysa indirilmiş o ; kutlu rehber ile birlikte yaşamış olsaydı
satırlarında işlenmiş taslak ve örneklemelerle 
belki de korktuğu kadar da kötü bir durumda olmadığını,
kendisinden çok daha büyük suçlar işleyenlerin dahi Sahiplerine yönelerek
kurtuluşa ermiş olduklarını görecek
ve üstüne bir de onlarca kez O Kollayan'ın bağışlayıcılığını ve merhamet dolu oluşunu da okudukça
o; mutluluk bahçelerini haketmişlerden olabileceğini düşünüp
daha bir ümitle Sahibine sarılıp ölümü temenni eder bir hale gelebilecekti
zira; her kişi gibi onun da bu hale gelebilmesi gerekiyordu
çünkü ölüm anında bir kimsenin ölüme sevinerek gitmesi gerekiyordu
eğer ölümsüzlük diyarında da sevinçli bir hayat istiyorsa..

27 Kasım 2024 Çarşamba

vahyin sayfalarında dinle son elçiyi de

 ey insanlar dinleyin..
 eğer sizler kendinize bir önder arıyorsanız işte size o elçi ...
onun peşine düşün onun yaptığını yapın ama neden yaptığıyla
 onun sözünü dinleyin ama aslı ile çakışmıyorsa 
peki nedir o aslı?
 elbette ki; gerçekliği kanıtlanmış ve kesinleşmiş sözleri 
peki onlar nereden buluruz?
pek tabii ki korunmuş olan o sayfalardan ..
O Esirgeyen ve Esirgeyici olanın tertemizce indirdiği ve en ufak bir lekeden dahi arındırıp
 koruduğu son kitap olan okutan(kuran)dan 
o;  "de ki" ,"dedi ki", "der ki" diye başlayan ne kadar ayet varsa 
işte size o; kutlu elçinin ,gerçekliği en gerçek hadisleri ve sözleri 
üstelik her birinin yazanı da O yüceler yücesi Tanrıdır
 hiçbir beşer ya da nefsin eli de bulaşmamıştır
 hatta direkt o elçiye onları söyleten bile o Kollayandır sadece
 siz önce bir okuyun o kitaptaki elçiyi
 sonra sağdan soldan gelmiş ve adını "sahih" koydukları o rivayetleri onunla eleyin
 ama sen sakın ola o 'sahih'liklerine aldanma 
hiç haklarında bir korunma duydun mu o kitapta ?
bilakis şöyle der hep:
 araştırın duyduğunuzu, düşünmeden kanmayın 
ilk okuduğunuz kitaptaki elçi onun gerçek halidir ve onunla örtüşen ve çakışmayan ne varsa o da elbet ondandır onundur
 şüphelerden arınmış demektir

vahyin birleştiriciliği

 şu fırka fırka bölünmüş
              parçalanmış insanlar  
ah! bıraksalar da o; kafalarında yer etmiş
              uyduruk inançları  şöyle bir saniyeliğine
  hep birlikte yalnızca O'nun kitabını tanıyıp 
yasalarını yasalar,
 hayatını ve kulluğunu da yalnız onunla belirleseler
 ne bir ayrılık kalırdı  
               ne de kavga düşmanlık..
 ama gel gör ki;
  bırakmışlar da o yüce formülleri edinmeyi 
 o; tahrif edilmiş olan örnekleri edinmeye çalışıyor 
                            ve bununla da parçalanıp gidiyorlar hep böylece.. 
peki O bahsetmiyor mu ki;o kutlu kitabında;
              " bu hitabede her şeyi ayrıntısıyla işledik
                                   , ve açıklanmamış bir şeyi bırakmadık" diye?
 ki ;açıkladığı onca ayrıntılı bilgiler de
                    zaten buna  kanıt değil mi?
peki; nereni ne zaman nereye kadar yıkayacağını 
bizlere apaçık bir şekilde bildirmiş olan bir kitap
 neden kurulacak erişimin rekat sayısını bildirmez?
çünkü o erişim tek rekattan ibaret bir eylemdir
                 ve fazlasını isteyen de istediği kadar kılabilir
                               ve Sahibi ile arasını istediği kadar yapabilir
ancak kimse kimseye bunu dayatamaz
ve O'nun çizdiği sınırlara
                    sınırlar katamaz!

o; tertemiz muhammed

 (Tanrının bin selamı ve  esenliği onun
                             ve onun gibilerin üzerine olsun) muhammed..
 adı gibi tertemiz
 ve Sahibinden çokça sakınan ve ona çokça sığınan bir kuldu
O Sahibinin her emrine amade olmuştu 
O'nun rızasına erişmek için her şeyi göze alır, 
çekinmezdi zalimlerden
                 zalimlikten çekindiği kadar
O tek otoriterince de şefkat ve rahmet diyarında 
                                                 sulanmış, gübrelenmiş,
 gözetilip büyütülmüş nadide bir çiçekti 
 onu da dokunulmaz kılmış bir kitap gibi yüce Sahibi
 ama ömrü tükenip de öte dünyaya göç edince
 sözlerine sözler katıp sözler çıkardılar sözlerinden 
türlü iftiralar ve türlü yalanlarla bulandırdılar
 onu da batılaştırdılar böylece pis ellerince
 artık onun bir tarayıcıdan/süzgeçten geçirilip paklanmadan
 içilebilirliği kalmamıştı maalesef
 o indirilmiş kutsal süzgece sığınmayan yakıştırmalar yapılmış
ve onlarca yasalar eklenmiş O'nun yasalarına 
 onu istinad edilerek..
 and olsun ki: o yüce Kollayanıma.. 
O'nun size vaat ettiği o sonsuz nimetlerinin değil binde birini,milyonda birini,
 milyar kere ,milyar kere, milyarda birini de vaat etsem şimdi 
ve desem ki sizlere:
gelin uyun emirlerime ve karşılığını alın işte..
 hiç şüphesiz ki bir çoğunuz bana kul köle olurdunuz!
                                      çünkü sizler çarçabucak olanı seversiniz hep!

artılar cennetliğine

 amaç nasıl kul olduğumuzu Tanrı'ya değil 
kendimize göstermektir aslında 
zira göklerin ve yerin sırlarını en iyi bilen O yüce Yaradan 
elbette ki geleceği de geçmişi de en iyi bilendir 
onun için gayb diye bir şey yoktur
 her noksanlıktan münezzehtir O 
O'nun bilmediği ya da
 sonradan bilebileceği ne olur ki
 o zamandan ve mekandan beridir çünkü 
O'nun ne öncesi ne de bir sonrası mevcuttur
 oysa bizler tutsağız muhtacız O yüce Sahibimize
 kul olduk Kendisine yaratılmamızla birlikte
 ve şimdi bundan bir daha da asla kurtulamayız kurtulamayacağız da 
o yaratılmışlık damgamızla artık yokluğu unutacağız
 iki yolumuz var sadece başka çıkış yok
 ya doğrulukta kalacağız ya da sapkınlıkta 
ya Tanrıya teslim olup tüm evrene uyacağız
 ya da o sapkın virüse 
               esir düşüp yanacağız
 biri artıların sonsuzluğu o mutluluk bahçelerine
diğeri eksilerin sonsuzluğu:
 cehennemlere götürecek götürürken insanı..
 o mantıklar dünyasına indirilmiş bir kitaptı ve onun kendisi de zaten mantıklar üzerine kurulmuştu
 evet o Yaradan ki münezzehtir mantık ve hesap gibi her türlü kapsamlı ölçülerden 
ama o yüce kitabını ancak kulları için indirendir ve kulları da mantık argoritmasına muhtaçtır
Tanrı o indirdiği kurtuluş formülü ile bir köprü atmıştır kendisi ile kulları arasına
bununla iletişime geçirerek 
 önce kutlu bir formatla reddederek tüm cehaleti ve sapkınlığı atıp temizleterek
sonra o eşsiz programını tüm sistemine kurarak
onunla da kuracağı yüce bağlar ve kutsal ağlar için..
 siz yoksa o mikrobun hakkı sevdiği için mi sizleri hak yolunun aşırılığına sürüklüyor sanırsınız?
 hayır ..bilakis!
 o , ancak fitne fesat çıkarmak için buna başvurmaktadır da insanlar bunu farkedemez
 hakka dostluk adıyla onları kendisine ruhbanlar edinir sonra
 tıpkı yahudiler ve hıristiyanlar gibi aşırılığa kaçınca da biraz 
ya sağdan ya da soldan kutsal denge altüst olup alabora oluverir! 
bir tarafının artmasıyla diğer tarafı eksilir de belki
işte bu yüzdendir ki;O yüce Kollayan başı boş bıraktığı hiçbir yönü dilememiş soluna sınırlar getirdiği gibi sağına da sınırlar getirmiş
 hiç bir şeyin aşırılığına da geçit bırakmamış 
ve kitabında bildirdiği kutsal bir dengede kalmamızı dilemiştir her zaman..
 daha önce hiç duymadığın ve bilmediğin bir sözcüğü inan çok daha kolaydır öğrenmen, yanlış bildiğin bir sözcüğü öğrenmekten..
 öyleyse diyorum ki: yeni sözcükler bulalım bu kutsal yolu anlatan
                                  anlamları saptırılmış batıl sözcüklerle uğraşmayalım artık.
madem hakka çağırmıyor zihinlerde,o çağrışıları
 yeni sözcükler, köprüler kuralım bizi doğruya çıkaracak..
Rabbim' demek yerine Patronum/Yöneticim ya da Sahibim diyelim örneğin,
ilah' yerine tek Otoriter , 'din' yerine kurulum/sistem diyelim..

26 Kasım 2024 Salı

gerçeklerin zorluğu

 demiş: inanın ben de sizler gibi
O tek otoriteri,O'na kulluğu, gerçek inancı ve 
teslimiyeti duyduğum o günden beri 
bir türlü inanmak istememiştim bu apaçık olan gerçeklere
ama bu doğruydu işte
 hem de güneşin ışıklar saçması kadar kesin
sadece buna o; yumruk gözlerle 
karanlığa hapsolup sapmışların akılları erişemiyordu hepsi bu ..
şirkin ve ortakçılığın içinde de debelenip duruyorlarsa da
 bir türlü kavrayamıyorlar
fark edemiyorlardı bu saplandıkları sapkınlığı 
bir de kendilerini hak sanıyorlardı 
oysa saptıran şeytan onlara çok sinsi ve alçakça bir tuzak hazırlamıştı
 yalnızca gücü yetmemişti de O Tanrının sözüne ;
  ondan önce gönderilmiş kitaplara yaptığı gibi onu değiştirip tahrif edememiş
ne var ki; şeytandı işte bu onun da bir sözü vardı kendi çapında
 mutlaka ve mutlaka saptırarak insanı 
göstermek istiyordu ondan üstün olduğunu
 ve o secde isyanını da meşrulaştırmak istiyordu böylece
 oysa O yaratan Tanrının kanunu bunu böyle söylemiyordu;
 insan üstündür o saptıran(şeytan)dan diye 
yazmış kitabında
 şu halde kim O'nun kanunlarını hiçe sayar
 ve şeytanı doğrulayan bir duruma yol açarsa
 onun da yeri o tapındığı
 şeytan gibi karanlık cehennemler olacaktır ancak!
 o indirdiğin kutlu düzenini ey Otoritem ne hale getirmişler!
yasalar katmışlar o;dengi bulunmayan yasalarına, başlıklar eklemişler başlıklarına
 ve her birin de başka başka, her birinde farklı farklı parçalarca parçalanmış ve darmadağın olmuşlar!
ve Sen de bunun üstüne işledikleri zulümlerine karşılığını vermişsin de en layıkıyla;daha da parçalanmışlar da parçalandıkça 
yüzlerce fırkaya ayrılmışlar da böylece..
 tıpkı o evvelilerinde indirdiğin düzenler gibi bununla da oynamışlar yapboz tahtası gibi karıştırıp durmuşlar uydurmuş da uydurmuşlar 
ve sonunda bunun da hiçbir farkı bırakılmamış diğerlerinden .
yalnız ve yalnızca koruduğun kitap dışında ..
ki;sen biliyordun gün gelip de o zalimler yerine yeni nesiller geleceğini ve de gün gelip insanların onu tekrar hak edeceğini de
ve yalnız ve yalnızca ona sarılıp ona sığınıp yalnız ona teslim olacakların olacağını da..
evet belki de Sen onlar ve onlar gibi onunla doğruluk bulacak sakınan kulların için onu böyle koruyup saklamıştın
öyle ise ey Kollayanım, ey bağışlayanım ve tek olan Otoritem;
 biz kendini Sana adamış kullarını ne olur bağışla da .. yalvarırız bizleri de o erdemlilerden eyle!

bana cennetinde onlar gibi okumayı ..

 hayır sizler o kitabı ancak seslendirip tilavet ediyorsunuz
ve okuyarak mesajlarını edinemediğiniz için de
ona ve hükümlerine değil,
onları tilavet ettirenlere iman edip uyuyorsunuz!
 bırakın o size anlamsız
, bilmediğiniz kelimeleri ve cümleleri tekrarlamayı da
onların da anlamlarının da tek amacı olana,
yani; Sahibinize yönelin yalnızca 
Kendisine sığının, sözcüklerine ve harflerine değil! 
onların da sizler gibi gerçekte tek yaratanı O'dur çünkü 
ve O'ndan başka da hiçbir otoriter yoktur !
O indirmiştir tüm inanç sistemlerini
 ve kitapları da ve o koymuştur tüm kuralları 
O'na karşı gelip kurallarını kaldırmak da 
ona yeni kurallar ilave etmek de zalimlikten başkası değildir! 
bu kitap ve inanç sistemi(din) ancak O'nundur
 ve o belirleyebilir tüm sınırlarını.. 
siz hiç duydunuz mu O'nun tek bir satırında olsun;
"onu arapça indirdik öyleyse onu sadece arapça olarak okuyun" dediğini?
 hayır! tam tersine..
 onu ancak anlayın diye arapça indirdik diyor 
o; elif,lam,mim 'lerin sahibi olan toplum için arapça indirdik diyor 
evet.. diyor ki: "kuracağınız erişimleriniz(salat)de ondan okuyun kolayınıza geleni 
ama en ince detayına kadar her şeyi açıklamasına rağmen 
" arapça olarak okuyun" ya da bunu çağrıştıracak bir şeyden bahsetmiyor
peki O bunu dilememişken sizler
 bu kuralı nereden uydurdunuz söyleyin?
bilakis hep anlama ve anlamaya akıl etme ve düşünmeye 
çağıran açıklama ve çağırışlarla bizlere
Kendisini yüceltmemiz
 ve sığınmamız için o en bildiğimiz dili kullanmamız gerektiğini bildirmektdir.
 amaç anlamak ve dilse bir araçtır sadece
 ikisinden birisini feda edilecekse eğer bu her zaman
 taşıyıcı olur taşınan değil!
şu halde herkesin yapması gereken de budur işte
 ki zaten o taşıyıcı olan (mushaf) kala kalacak
 sonsuza dek o sahibin koruması altında
bırak kalsın o halde şimdilik
 ama gün gelip onu hak edersen ve öğrenirsen dilini de hakkıyla 
işte o zaman onu inmiş haliyle ve eşsizliğiyle de oku
 dinle faydalan 
ama okurken de ağla ve sonra de ki:
sen ey gücü sonsuz kudreti erişilmez merhameti bol
 azabı dehşet olan yüce Tanrım!
 beni affet ve bağışla!
 ki; ancak bu kadar anlayıp bu kadar okuyabiliyorum 
benim ilmimi ve gözlerimi çok daha artır ve aç ki; 
ayetlerini mesajlarını
 bu yerlerden çok daha yakından görebileyim..
 ve ben şunu da biliyorum ki ne kadar gerçekten anlayıp okumaya çalışsam da
 hiçbir zaman ulaşamayacağım o indirdiğin toplumun kavrayışına 
bunu yapabilmem ise tek bir yolu var
 ölüp unutup her şeyi tüm geçmişimi silerek
 tekrar dünyaya gelmekti o zamanın hicazında
bunu hak edebilmemin tek şartı var o da;cennette bulunmak
ve o cennette bulunablimenin de tek şartı 
Sana teslim olup Senden şöyle bir istekte bulunmamla olacaktır:
"ev Sahibiyim bana vaadettin o cennet diyarında bana,
 o kitabı indirdiğin kavim gibi okuyabilecek
 gözler ve kulaklar ver ne olur!

24 Kasım 2024 Pazar

tek Otoriter(ilah) O'dur çünkü

 biliniz ki O; tek mutlak Otoriter(ilah) olan Tanrının egemenliğinde ortağı yoktur!

ve kuralları üzerinde kural koyacak 

hiç bir kural koyucu güç yoktur!

o; ortak tuttukları evliyaları ya da önderlerinin hüküm ve yasalarının da

O'nun hüküm ve yasalarının yanında

                                                     hiç bir meşrulu ve değeri yoktur!

oysa onların bir kısmı buna yeltenmiş 

ve O'nun hükümlerine tezat hükümler ve yasalar çıkarmışlardı..

bilinsin ki;buna yeltenmiş olan o kimseler;

haddi aşmış ve sapmış kimselerden başkaları değillerdir!

ki;O son söz sahibi olan mutlak İrade(İlah) 'ın üzrinde söz sahibi bir kimse yoktur!

anadilde erişim

 demiş: 
sizler eğer gerçekten de o; "okutandan kolayınıza geleni okuyun" emrini onun arapçasıyla okunmalığına inanıyorsanız şu halde
 kalbinizi rahat tutun ve en kolayınıza geleninden bir kaç ayet olsun okuyun ancak geri kalan tüm okumalarınızı ise
 o; en anladığınız ve düşündüğünüz dilde 
yani; tıpkı o kutlu elçiler ve haberciler gibi ana dilizde yapın kuracağınız o erişimlerinizde..

toplantı(cuma) erişimi hakkında..

 

ona demişlerdi ki: cuma toplantı erişimi kitapta geçmekte orada emredilmekte insanlara kılın diye 
ancak bazısı diyor ki şu şartlar lazım bazısı diyor ki bu şartlar lazım farzlığı için o halde bunların hepsi de birer yorum içtihattır 
ve o ayet dururken bu içtihadları değersiz bilmek gerekir her koşulda 
O da dedi ki: peki diyelim ki tek başına bir yerdesin kılacak mısın yine? ya da esirsin bir hapiste kılacak mısın yine de?
 ya da bir yatalaksın ya da bir çocuksun diyelim kılmalı mısın yine de?
hayır şartlar! şartlar! şartlar!
 bu her yasa ve buyruk için de geçerli bir kural değil mi zaten?
örneğin; nasıl ki kitaptaki bu emir ve farzlar için de önce bir teslimkâr olman ve erişkin bir yaşta olma ve sağlıklı olman birer koşulsa
 aynı biçimde o Tanrı inancının yasadışı kabul edildiği bir yerde de bırakın farz olup olmamasını kılınması bile sakınca doğurur inananlar için
 ve O Kollayan kendisine teslim olmuşların zarar görmesini istemez bir getirisi olmadıkça 
şu da var ki;eğer gerçekten o hakkın kendisini anlatabiliyorsanız gönül rahatlığıyla bu taktirde o;tek otoriteye teslimiyet düzeni aranmaz illa da 
ve o okunacak hutbenin özgürce okunabildiği bir inkarcı düzende de toplantı kılınabilir
 ama bunun gizli bir yerde ya da kontrollü bir halde yapmak gerekir
ki bilinmesin zalimlerce sayınızın ve kimliğinizin 
çünkü hiçbir şeytani sapkın düzen Hakk'a düşmanlıktan vazgeçecek değildir!

adalet üzere olan vahyin mucizeliği

 şu adaletine bir bak ki;
 o adaletin sahibi yüce Yaradanın, 
nasıl da düşünmüş her detayı en ayrıntısıyla.
 o indirdiği şanı yüce kitabının
 mesajlarının/ayetlerinin şekilsel mucizeliği ile 
 anlamsal mucizeliğini de yaratmıştı
                                       onun gerçekliğini kanıtlamak için...
çünkü o biliyordu da dillerin ve sözcüklerin değişkenliğini 
ve biliyordu da bunun yanında 
                  insanlığın da gelişeceğini 
ki;onlar daha az bilgiye ve bilgilenime sahiptiler de
                                     onlara şekilisel ve aktarım güzelliğini çok da fazla gösterdi
ve o sanatını hiçbir zaman da
                      onlar gibi tadamayacak ve anlayamayacak olan
                                                      biz torunlarının torunlarına da bunun yerine
 içeriğinin üstünlüğünü
 ve güzelliğini görebilecekleri gelişmişlikeleri yarattı 
evet onlar gözleriyle o satırlarını anlamını  apaçık ve kolay okuyabiliyorlar
ama bizler de akıllarımız
 ve keşfettiğimiz yeni yeni işaretler ve mesajlarla 
 onların alabildikleri kadar
                         alabilme imkanına sahiptik
 çünkü o kitabın ayetleri
 ancak doğanın ayetleriyle birlikte okunabilir 
                                                ve onların satırlarıyla anlaşılabilirdi
 ve evrenin diliyle ancak dile gelirdi mısraları..
 bırakın sizler şu halde o mushaftaki güç yetiremediklerinizi de çevirebildiklerinizi çevirin kendi dilinize 
kalanları da ya olduğu gibi getirip o kelimelerin anlamlarını insanlara anlatarak okuyun ya da o kelimenin karşılığı ne kadar anlam varsa
 hepsini de yazın ard arda öyle çevirin
evet çevirin
 çevirin ki elde edin o anlamlarını ve uyun sonra da o duyduğunuz öğütlerine itaat edin 
nasıl ki; o kelimelerini ve cümlelerini tek amacı o öğütleri duyurmaksa o öğütlerini de tek amacı yaşamlara aktarılmaktır 
işte asıl aktarım ve asıl çeviri de budur
 o Hakkın indirdiği inanç sistemlerini ne tamamen yok ettiler ne de hayat hakkı tanıdılar
 çünkü buna mecburdular tıpkı şu çoğunluğu sapmış ve sahiplerine yüz çevirmiş insanlığın yaptığı gibi..
 ki; onlar da Tanrının en güzide mesajlarını belgelerini kullanıyorlardı da böyle reddediyorlardı onun mesajlarını ve gerçeklerini 
işte onlar da indirdiklerinin bir kısmına uymak zorundaydılar da böylece onun etiketini ve nefsine uyan kısımlarını aldılar 
ve çıkarlarına çomak sokağın kısımları ise en başlık en olmazsa olmaz bölümleri dahi olsa attılar
Tanrıya ve indirdiği yasalara karşı inkarcılar oldular bunu tüm indirilmiş sistemler ve kitaplar içinde böyle yaptılar

vahyolunuyor bana da

evet ben de...
ben de alıyorum O'nun vahyini 
o elçiler ve nebiler gibi ey insanlar!
ama nasıl?
nasıl?
işte O Esirgeyenin indirdiği hitabe: okutan(kur'an)
ve kim onu okur ve onunla okunursa
o kedisine vahyi indirip "kadr" gecesini yaşamış
ve onu yüklenmiş demektir.
artık bundan böyle onu sistemine kurmak
ve ona tüm donanımlarıyla teslim olmak kalmakta
peygamberin gerçek yöntemi(sünnet)
ve şunu da bilin ki ..
gerçek sünnet o elçinin doğrularına,
onun gibi özünce düşünüp özünce bulmandır!
ama "buna gücüm yetmez "diyorsan
bari durumu durumuna,
amacı amaçlarına uygun olanları edin hiç değilse
taklitçilik yapma!
 gerçek şu ki;
 o mesajların ve okumaların anlattıklarıyla zihinlerde oluşacak yargılamalar 
ve kararlanmalarla duygulanıp titreşimler oluşturarak
 başta kalp ve beyin olmak üzere tüm bedeni kutlu bir frekansa sokup
 O;yüceler yücesi Tanrıya sığınmak ve dayanmak gerekmekte 
örneğin size o şafak diye anılan 113 süre;
{de ki: sığınırım o şafağın sahibine yarattıklarının kötülüğünden 
çöktüğünde karanlığı gecenin kötülüğünden 
ve düğümlere üşürdüğünde üfürenlerin kötülüğünden
 ve bastığında kıskançlığı kıskananın kötülüğünden}
işte bu sözleri okuyup geçmek yarar getirmez bir insana
 ancak bu sözlerle titreşecek yüreğinle ona gerçekten sığınıp dayamakla mümkündür korunmak 
yani asıl onu hücrelerimiz okuyacak biz değil..
 ki ona güvenmiş ve korkusuz ve başına bir musibet gelip çatsa bile bizler ,
Tanrıdanız ve yine O'na varacağız der
 ve devasa bir tapınmaya dönüştürür tüm yaşamını,her parçası ve zerresiyle ona döner yüzünü 
çünkü o yüce kitabın en büyük sıfatı da işte bu dönüştürücülüğüdür.. 

23 Kasım 2024 Cumartesi

çünkü O'ndan üstün hiçbir makam yoktur ve kanun koymaya ve düzenlemeye yetkin değildir! 
O'nun koyduğu kuralları hiçbir varlık bozamaz 
eğer ki; verildiği o geçici yetkinlikte bunu bozmaya kalkışırsa da o ancak bununla kendisine zulmetmiş
                                                                                            ve sonu gelmez bir azabı tercih etmiş olacaktır!
 bunu anlamanın bir ufacık misali; değdirip elinizi kızgın bir sobaya
                                                                  bunun da sonsuza değin süreceğini düşünsenize!
ki; alışmak denen şey de olmayacak asla
                         çekip çekip tekrar tadacaksınız azabını!
aklınıza hayalinize gelmedik işkence ve acıların sahnelerine figüran olacaksınız!
 öyle şeyler tadacaksınız ki; "bunu en zalim olan dahi yapamaz" deseniz de boşuna 
o gün acımanın ne olduğunu bilmeyen bekçi ve görevlilerce  azaplar katılacaktır daha da azabınıza!
 çünkü Tanrının merhameti sizleri görmeyecek
                          O'nun yalnızca öfkesi ile baş başa kalacaksınız
 zira sizler de onu yaşamınızda unutmuş ve hiçe saymıştınız

 


 şu uydurduğunuz düzenlerin akla sığar bir yanı mı var söyleyin?

eşit görmüşsünüz alimlerle cahilleri,sizin için ne değeri var ilmin ve zekanın?

demek ki;;sizler boşu boşuna o kadar okullar inşa etmiş ve ömürler çürütmüşsünüz oralarda

 zira bir siyaset uzmanı profesör ile hayatında eline tek bir kitap dahi geçirmemiş kimsenin bilgisi aynı sizler için

 ki; ikisine de birer oy hakkı verip aynı seviyede görüyorsunuz 

yüce Tanrım nasıl da şaşırtmış sizleri ,siz Şaşkın şaşkın dolaştıkça kendi kendinizi yalanlıyor ve O’nu tasdik ediyorsunuz aslında tüm yeryüzü üzerinde yaşayanlar gibi 

O esirgeyici olan Kudret bunu zaten açıklamış ve sizlere cahiller topluluğu demişti çünkü ve bilin ki;şu ellerinizdeki o diplomalar  ve unvanlar hiçbir değer taşımayacak tıpkı burası gibi o mahşer gününde de!

 yalnız ve Yalnızca ona hakkıyla teslim olmuş o sakınanlar dışında

ki ;onların ödüllerini yüce Sahipleri kat kat vererek onları altlarından ırmaklar akan o sonsuz nimet bahçeleri ile ödüllendirecek ve pek güce makamlar verecek onlara orada 

O çünkü kendisine ortak koşmayan kulları için merhameti sonsuz ve bağışlamasında da eli en cömert olandır…


 şu taşıdığınız rütbelerin ve unvanların hiçbiri ile çağrılmayacaksınız o gün!

 yalnız ve yalnızca bir kul olacaksınız bir köle olacaksınız o gün Tanrının huzurunda!

 ve tıpkı her nefsin durduğu yerde ve biçimde saygıya geçeceksiniz çırılçıplak her şeyinizle!

 sonra işledikleriniz bir bir  serilecek önünüze..

 eğer onun egemenliğine ve hakimiyetine baş kaldırmış bir  isyankarsanız ya da onunla beraber ona ortaklık kurduğunuz evliyalar sahibi bir ortakçı veya örtbas eden iseniz vay halinize!

 hiçbir yarar getirmeyecek güzellik namına yaptıklarınız ve rüzgarın kollarına takılmış bir Kül gibi savrulacak her biri !

 geriye sadece gerçekler kalacak ki; o da, ancak sizin için  kızgın bir azap olacak!

 sonsuz rahmetine sığınırız ey tek otoriter!

Sen bizleri o sonsuz azabından ve zorlu günün öfkesinden koru ki;

 o yürekler kavuran dertli bir gündür ..

ancak senin iznin ve dilemen ile o rahmetine kavuşmuş kulların için başka 

çünkü Sen, Senden hakkıyla sakınan okullarına acıyan ve merhamet edensin

Sana mahsustur o gün de bu günde tüm övgüler!

 bu canlarımızı aldığında bizleri sana teslim olmuşlardan eyle ne olur!


oku ey insan oku!

 oku ey insan oku..
seni yaratan Sahibinin adına oku..
oku kendini hayatı ve tüm belgeleri işaretleri ,sahneleri(ayetleri) oku
 ancak öyle boş boş harflerini ve satırlarını seslendirerek değil anlayarak düşünerek ve yaşayarak oku
ve şunu da bil ki bunun dışında hiçbir okuma sana fayda sağlamaz şifa olmaz
 hatta onu anlamakla dahi edinilmiş olamaz hissedilerek ve yaşanarak edinilebilir gerçek anlamda 
hayır kandırmayın boş yere kendinizi yalan tüm bunlar yalan!
 hiç o kutlanmış Tanrı elçisi size; şunu şu kadar okuyunca şunlar olur şunlar olmaz,
bunu bu kadar okuyunca bunlar olur bunlar olmaz diye telkinlerde bulunur mu? 
hiç bu imtihanın sınavın ve denenmenin ruhuna sığar mı?
 peki bunları uyduranlar hiç düşünmediler mi ki; ya o elçiye atfedip okuduğu masalın yalanı çıktığında? 
kalktı ve okudu diyelim 'ayetel-kürsi' diye anılan o kutsal bölümü bir arap ya da acem olan kimse anlayarak ya da anlamsızca
 ve sonra da bir uyandı ki, evinde ne var ne yok çalınmış gitmiş 
peki o koruma diye okuduğu kutsal bölüme nasıl bakacak bundan sonra?
 peki onu söyleyen elçiyi de yalanlatmış olmayacak mısınız bunun sonucunda?
 hani sizler tapınıyordunuz ya ona ve ortak tutuyordunuz ya hani onun sözde sözlerini 
o korumuşluğu kesin kes olan yüce kitabını sözlerine?
bu mu değer verişiniz söyleyin

vahyi çeviri metodumuz

ne siz onu sırf anlayıcıya mahkum edip,
onun algısına düşürerek çevirin..
ne de kendi boyutuna ve genişliğine hapsedip
darlıkları ve kıtlıkları ondan uzak ve mahrum bırakarak.
sizler tam ortasını bulun.
ve onu tüm topluma hitap eden sözcüklerle çevirin.
tıpkı O'nun gibi açık ve de net olun!
O'nu örnek alın ..onu çevirirken de
elbette ki ister istemez ..
çok da olsa azıcık da
onun bir takım anlamları yok olacak bununla.
ancak biliniz ki ;
bizi buna mahkum eden Yaradan..
bunda da bir takım hikmetler/planlar kurmuştur mutlaka.
kaldı ki bu
arapça'nın durumu için de geçerli
bu çağların arapçası ile
vahyediliş zamanının arapçası bir mi?
o da ingilizce ,rusça ya da çince gibi kul aşımı bir yaşam sürmüyor muydu?
evler,arabalar,telefonlar
veya da bilgisayarlar gibi çarçabucak değişen..
kolaycılık ve pratiklik adına sözcükler yutup ..cümleler kırıp
yerine..en az uğraşacağı kısır bir dil kurarak;
eşyalarına her gün bir yenisinin katıldığı çağının o gereksiz
gereksinimleri uğruna ..
harcandığı yaşamıyla daha fazla vakit ayırabilmek,
ve de köleliğine kölelikler ekleme süreciyle de.. O yüce Sahibinin sözcüklerinden
ve buyruklarından uzaklaşmak için!
bir baksana sen şu adaletine..
O adaletin Sahibi ..yüce Yaradanın;
nasıl da düşünmüş
her ayrıntıyı en ince detayıyla..
o indirdiği kitabının edebi üstünlüğüyle beraber
anlamsal üstünlüğünü de yaratmış..onun Hakk'lığını kanıtlamak için.
çünkü biliyordu O;
dillerin ve sözcüklerin evrilip durduğunu..
ve biliyordu da bunun yanında insan beyninin ,gelişerek evrileceğini..
peygamberin çağdaşları daha az bilgiye ve bilgilenime sahiptiler de bizden
onlara aktarım/edebi dehasını çokça gösterdi
ancak onun bu sanatını hiç bir zaman
onlar gibi tadamayacak
 torunlarının torunlarına da ..bunun yerine
içeriğinin dehasını görecekleri ..gelişimleri yarattı
onlar kolayca gözleriyle
anlayabiliyorlarsa satırlarını
bunlar da gelişen akılları ve keşfedilmiş evren ayetleriyle
bu anlayışa sahip olma imkanına kavuştular.
çünkü o kitabın ayetleri
doğanın ve evrenin ayetleriyle yan yana  okunabilir
ve anlanabilirdi ancak..
kendi sözcükleriyle birlikte dışındaki alemin sözcüklerinin de yardımıyla
açığa çıkabilirdi anlamı.
şimdi sizler..
bırakın da o güç yetiremediklerinizi,
çevirebildiklerinizi çevirin kendi dilinize!
onları ise ya olduğu gibi getirip anlamlarını da insanlara anlatarak okuyun
ya da o sözcüğün karşılığı ne ise
hepsini de yazarak ard arda.. öyle çevirin!
evet çevirin..
çevirin ki edinin taşıdığı mesajları
ve uyun sonra da o duyduğunuz öğütlere..O'na itaat edin!
nasıl ki o sözcüklerin ve tümcelerin tek amacı mesajlarını aktarmak
o mesajların da tek amacı ..onu yaşamlara aktarmaktır.
işte gerçek çeviri..işte asıl aktarım budur!
ve o ayetlerin ve surelerin anlattıklarıyla
zihinlerde oluşacak..
yargılamalar ve kararlamalarla duygulanıp,
titreşimler oluşturarak..başta beyin ve yürek olmak üzere
tüm bedeni titretmek..
ve aynı dili kullanarak her şeyinle,
O yüceler yücesi Yaradana sığınmak ve dayanmak.
işte o dur okutan(kur'an)!
işte budur okumak!

alın bir örnek size..
şafak (felak) diye de ünlenen 113. sure :
(Sahibime sığınırım o kınanmış saptırandan)
esirgeyen ve esirgeyici Yaradan adına..
<<de ki: sığınırım o şafağın Sahibine,
yarattıklarının kötülüğünden,
çöktüğünde karanlığı gecenin kötülüğünden,
üflediğinde düğümlere üfleyenin kötülüğünden
ve bastığında kıskançlığı kıskananın kötülüğünden!>>
işte bu sözler durmamalı dilinde ..sayfada durduğu gibi
ruhsuz ve cansız..
ancak her sözcükte titreşimler salan bir beyin
ve yerinden çıkacak gibi bir yürekle okunup
O'na gerçekten de sığınıp dayanmakla mümkün gerçek yararı!
yani hücrelerin okuyacak onu sen değil!
..ki O'na güvenmiş ve korkusuz ..
başına bin musibet de gelip çatsa;
                   "bizler Allahtanız ve Allaha varacağız "diyeceksin bununla..
ve yaşamaya ve tapınmaya..
ve çevirir yaşamını tapınmaya,
ve tapınmayı da yaşamına,
her parça ve zerresiyle
O'na çevirir yüzünü
ki çünkü o kitabın en yüce vasfıdır çevirenliği..

O rahman/esirgeyen ve rahim/esirgeyici olan yüce Tanrı ki;
 rahmeti bu sınavda dileyenlere veren sınavın sonundaysa dilediklerine verendir 
gerçi o ta; 'ol' başından beri dilemiştir onları da o sınavdan henüz çıkmamışları da rahmetinin yağacağı her toprağı taşı da damlayacağı her yaprağı otu da ilk varoluş anı ile beraber sonlarını da sonsuzluklarını da biliyordu her birini ve yazmıştı da bunları bir saklı kitabında 
işte bu yüzden şimdi haydi ey inkar eden ve inkarcılığı Tanrı tarafından kalbine mühürlenmiş olanlar,
 haydi yalanlayın! gösterin kanıtlayın ama dilinizde değil kalbinizle inkarcılığı inkar edinde ispatlayın delil getirin bu ayetlerin inkarına 
hayır yapamazsınız çünkü o gerçeğin ta kendisi ve ancak gerçekler çıkardı dilinden ve inerdi O'ndan! 

  sonra karar verdim ve o son kutsal kitabın 5 çeşit çevirisini aldım ve onlara kendiminkini de katarak dilime çevirmeye başladım, onunla yüklenmek için tüm donanımlarımla ..onu anlayacak ezberleyecek ve onu okuyacaktım tüm hayata 

ama ağır ve anlamları geniş olan temel kavramları da araştıracaktım bununla birlikte zaten ne yapabilirdim ki ?başka çarem mi vardı?

O’nun veri dosyalarını gerçek fotoğraflara dökmeye gücüm yetmese de resmetmeye çalışıyordum görebildiğim kadarıyla ve uğraşıyordum da daha fazla görebilmek adına 

işte bunun sahibim tarafından benim için o ‘korunan kitap’ olduğunu düşündüm

tabi bununla birlikte her an artacak anlaşılırlığıyla da o da kalıp gibi durmayacak değişecekti ama yalnızca gerçeğe ve hakka doğru 

elbette ki onun ilk indiği o çağdaşı insanların gördüğü ve okuduğu kitaba ulaşabilmek çok güçtü 

ne var ki;  bunu  sahibim dilememişse ben ne yapabilirdim?

 mutlaka ve mutlaka bunda da yüce bir adaletin sağlanışlılığı vardı belki de

 madem ki onu tüketmişti insanlar ve böyle anlamsız kalmıştı o gerçek anlamları hak ettiği her şey gibi onun da cezasını yine kendisi çekiyordu!


 sonra dedim kendime: ya bir de o yüce Esirgeyen ve Esirgeyici olan onu korumamış olsaydı 
kim bilir ne iftiralar ne uydurmalar katılacaktı ona da daha önceki kitaplar gibi
 işte o kendisini son elçiye tabi bilenler de ,onun güzel okuma ve örneklemelerine ne yalanlar dolanlar kattılar
 ancak övgüler ,şükürler olsun ki o yüce Tanrıya eğer bizlere yardımı ve desteği olmasaydı gerçekten de bizler şimdi helak olup gitmiştik 
zira O’nun koruduğu kitabın mesajlarının bunları görebiliyor ve aydınlığıyla yürüyebiliyorduk 
söyleyin peki ey sapkın güçler; O Tanrının size  gönderdiği doktorinler ve kitaplar olmasaydı 
yine böyle toplumlayıp güdebilir miydiniz şu insanları? hayır sizler güdüyorsunuz sadece yönettiğinizi söyleseniz de
 çünkü insanları tutsak ediyorsunuz kendi yalanlarınızı onları gerçeklerle baş başa bırakmaya cesaretiniz yok çünkü korkuyorsunuz saltanatlarınızın devrilip gideceğinden 
ancak biliniz ki; bu yüce Kollayanın dilemesiyle gün gelip mutlaka gerçekleşecek
 sizler bunu ya kalbinizin  durmasıyla ya da koltuğunuzdan düşerek görecek ve buna tanıklar olacaksınız bir gün! 

22 Kasım 2024 Cuma

bu son indirilmiş inanç sistemi de o kendisinden önce batıllığa çevrilmiş sistemler gibi onlarca parçaya ayrılmış ve gruplara bölünmüştü
ve öncekiler gibi bunların da neredeyse tümünün akidesi bozulmup gitmişti
akidesi sağlam görünenler ise ya yeterince iman edip teslim olamamış ya da kendisini batıllıktan sıyırıp onu hakkıyla reddedememiş ,etmişse de o kitabı yeterince yüklenip gerçeğiyle güncelleştirip onu hayatına çevirememiş
ve en önemlisi de o kitabı bir ölçü ve süzgeç olarak okuyamamıştı
çünkü onun içine elçinin sözleri ile hatta bir takım alimlerin sözlerini de ilave edip öyle oluşturmuştu
oysa onlar yalnızca o süzgeçin kullanımını size gösteren birer örnek işler olabilirlerdi ancak
bununla birlikte o korumuş olan kitap tek başına da her şeye yeterdi elbet
onunla isteyen doğruluk bulur ve Sahibinin istediği bir kul olabilirdi
yeter ki o kelimeleri gerçeğiyle çevirsin ve okunduğu zamanı gelir sebebiyle onu anlayıp ve onunla anlamlandırsın hayatını
ve ona sarılıp onun emirlerine bağlansın
bırakıp mezhepleri fırkaları onun çizdiklerini ve belirlediklerini tek akide bilsin yalnızca ve onu ne daralsın ne de genişletsin ..